Dekorasyon ve tarif rehberi - Bir Annenin aydınlanışı new!
Yazar: egs   Tarih: 29-09-2018 10:03

Her annein zaman zaman yaşadığı duygulara çıplak bakış

 

Bir elim direksiyonu çevirirken, yaş dolmuş gözlerle yolu seçemediğim den diğer elim gözlerimi silme görevini üstlendi. Kaç aylık birikimin patlamasıydı bu saymadım. Patlama dediysem öyle gürültülü bir şey değil yanlış anlaşılmasın, içe dönük bir patlama bu.  Dışarıya gürültülü bir sessizlik hakim zira.

E merak ettiniz tabi. Nedir bu patlamanın sebebi…Hemen gidereyim merakınızı.

 Yetersizlik duygusu ve vicdan azabı… Yeterli bir sebep değil mi sizce de? İkinci kez anne olmanın heyecanı yanında onunla birlikte gelen yorgunluklar, yarım kalan planlar, uykusuz geceler yetiştirilememiş ev işleri, ilgi bekleyen 5,5 yaşında dünyalar tatlısı bir kız çocuğu, ikinci plandan artık üçüncü plana atılmış ve bunun haklı üzüntüsünü yaşayan bir eş, kendilerine zaman ayıramadığım için gönül koyan arkadaş, dost, komşu, akraba vs…… Bu liste böyle uzar gider. İşte bütün bu kaosun ortasında kalmış,  kimseye sitem etme hakkına sahip olmayan annenin kendine patlamasıydı bu.

Neden yetişemiyorum?.. Ben anneyim, tüm bu saydığım işlerin üstesinden gelebilmeliyim diye düşünüyorum. Peki ama ben neden gelemiyorum!.. Çaresizlik içinde google'a sarıldım.Bir kadın yazarın internet sayfasına rastladım. Doğrusunu söylemem gerekirse bu kadın yazara hayran oldum bir anda. Çocukları ile kaliteli zaman geçirme konusunda, anneliğe dair, çocuklara dair bir sürü fikri vardı ve gerçekten uygulanabilir ve keyifli tecrübeler öneriyordu. Ancak  kitabını okumaya başlayınca depresyona girdim. Karşımda mükemmel bir anne örneği vardı ve benim yetersizlik duygum kitabın her bir sayfası ilerledikçe tavan yapıyordu.

Sonra küçük bir detay dikkatimi çekti.

Bebek odası alırken ihtiyaç duyulacak eşyaları sıralarken bakıcı için yatak diye bir cümle okudum. Hımmm dedim, demek ki  bakıcıya ihtiyaç duyuyor. Çocukların evi etkinlik atölyesine çevirmesinin, kirlenen halıya aldırmaksızın yapılan onca eğnlenceli şeyin arka planında bu olabilir diye düşündüm.

Sonra başka bir detay takıldı gözüme. Çocuklarından birisi ile tatildeyken onunla nasıl vakit geçirdiğini anlatmış. Eee diğer çocuklar nerede?  sorusu geldi aklıma. Muhtemelen güvenilir bir yakınında yahut bakıcısı ile birlikte. Sonra kendimle  bir kıyas yaptım.

Geçen sene zorunlu bir iş seyahatindeydim. Zorunlu kelimesinin altını tekrar çizelim. Aksi gibi kızımın doğum gününe rastlamıştı. Orada geçirdiğim iki günü nasıl silmek istemişsem hafızamdan  geçen gün aklıma geldi, hani bir bakayım gezi fotoğraflarıma dedim hiçbir kare fotoğraf bulamadım.

 Neden mi? Çektiğim vicdan azabından. Üstelik gitmem zorunlu olduğu için gitmeme rağmen. Her sene özenle akrabalarımızı bir araya toplayarak kutladığım kızımın  doğum gününü o sene babamız es geçmemek için bir pasta ile hareketlendirmiş. Bana fotoğraf yolladılar anlık. Yolladıkları fotoğrafı saklarım ve her baktığımda içim acır, gözlerim dolar.

Hele bir de seyahatten dönüşte kızımın lenfoma süphesi ile gözlem altına alınması ve yaklaşık 1 ay süren tahliller hayatımın en büyük kabusuydu. Kevgire dönmüş o minik elleri öpüp koklamak içimde lif lif bir şeyler koptuğu hissini veriyordu adeta. Anneliğimden, kendimden, işimden nefret ettim. Ya zamanımız bu kadardıysa, ya artık ayrılma zamanımız geldiyse ondan ayrı geçirdiğim zamanları hesaplamaya başladım. Gözümde büyüdü dağ oldu. Göz yaşının gözden yanağa doğru süzüldüğünü bilirdim ben şimdiye kadar, şimdi ise  kızımın yüzüne her baktığımda gözümden akıtamadım yaşlar bir zehir gibi içimden yüreğime doğru yaka yaka iniyordu.

Konuyu biraz dağıttım farkındayım. O dönem hakkında sayfalarca yazabilirim çünkü.

Konumuza dönecek olursak az evvel bahsettiğim kitap ilerledikçe aslında kötü ve yetersiz bir anne olmadığımı düşünmeye başladım. Çünkü ben çocuklarımın hayatlarındaki her detayla kendim tek başıma ilgileniyor, aynı zamanda iş hayatımı başarılı bir şekilde yürütüyor, eşime çok vakit ayıramasam da ( ki burada onun çalışma saatlerinin de katkısı büyük) onu çok seviyor ve elimden geleni yapıyor, haftanın tek tatil günü olan Pazar gününün bir bölümünde mutlaka bir akraba ziyareti yapıyor, çok fırsat bulamamakla birlikte dostlarımdan arkadaşlarımdan birinin gerçekten ihtiyacı olduğunu bildiğim zamanlarda fiili yada telefon yoluyla ona destek olmaya çalışıyorsam ben yetersiz olamam öyle değil mi? Yani yetersiz kalsam bile en azından sarf ettiğim çaba dolayısı ile bence affedilebilir durumdayım.  

İşin özü şu ki  anne olmak insana olağan üstü güçler vermiyor. Yaşadığınız o büyük sevgi sizi bir yere kadar güçlendiriyor evet  ama her insan gibi sizin de bir kapasiteniz var ve kapasitenizin tamamını kullandığınız halde bir şeylerin eksik kalması, sizin bebeğinizi yada ailenizin diğer fertlerini önemsemediğiniz ve yeteri kadar sevmediğiniz anlamına gelmiyor.  

Toplum her insana bazı roller yüklüyor… Baba güçlü olmak zorunda, anne fedakar olmak zorunda gibi. Oysa bu durum her zaman böyle olamaya biliyor. Güç nedir mesela. Çok naif bir adam, baba olamaz mı yani. ‘’Benim babam senin babanı döver ‘’ sözünü niye söyler ki bir çocuk. Kim öğretti ki ona dövenin güçlü olduğunu.

 Ya da bir annenin fedakarlığı ne ile ölçülebilir? Örneğin bir anne derki;

Ben çocuğumun gelecekte rahat bir yaşam sürmesi için, iyi bir eğitim alabilmesi için çalışmalıyım ve bu süreç de onu güvenilir birilerine emanet etmeliyim. Anne her sabah işe çocuğundan ayrılmış olmanın verdiği üzüntü ve yaşlı gözlerle giderken,

Başka bir anne de derki;

Ben çocuğumun şu an bana ihtiyacı olduğunu bildiğim için onu bir başkasına emanet edemem ve evde çocuğu ile vakit geçiriyor. Fakat bu anne de çocuğuna maddi olarak yeteri kadar destek olamadığı düşüncesiyle bir üzüntü yaşıyor.

Şimdi her iki anne de kendi penceresinden kendi duygu durumuna göre fedakarlık yapıyor ancak ikisininde eksik kaldığı noktalar var. Şimdi bu annelerin fedakarlık yüzdesini derecesini kim belirleyebilir.

Ama biz pek meraklıyız insanları eleştirmeye. Kim hangi konuda yetersizse oradan vurmaya. Tabiri caizse kanayan yarasına tuz basmaya. Eş, dost, akraba, komşu sizin anneliğiniz üzerinde herkesin bir fikri var. Herkes değerlendirme yapacak kadar bilgili ve tecrübeli.

Ondan sonra gelsin mutsuz ve depresif anneler sürüsü. Mutsuz anneler demek mutsuz çocuklar demek tabii.

Anladımki beni ağlatan şey, kendi eksiklerim değil. Çünkü ben gerçekten elimden geleni gücümün yettiğini yapıyorum. Beni ağlatan şey toplum dan onay alamamak.Toplumdan kastım yukarıda saydığım herkes. Mükemmel anne olamamak korkusu. Oysa mükemmel insan yok ki mükemmel anne olsun. İnsan hata yapmaya müsait, kendini sürekli geliştirmesi gereken bir varlık. Doğum yapar yapmaz duygusal olarak olsa bile fiziksel olarak annelik donanımı yüklenmiyor insana. Annelik de zamanla öğrenilen bir şey. Ağlama dedim kendi kendime. Bu tempolu günler de geçecek. Hepsi büyüyecek ve sen iyi bir anneydin diyecekler. Elinden geleni yaptın, doğru bildiğini yaptın. Bizi hep sevdin diyecekler.

Varsın millet bizim eksiklerimizden malzeme çıkarsın. Varsın tebrik eden destek olan olmasın. Varsın evimiz biraz pis, üstümüz biraz kusmuklu, sırtımızda patlamak üzere olan bir sırt çantası ile gidelim her yere. Biz ileride bir gün lekeleri desen desen olmuş halının ortasında gülücükler saçan bir şebek bebeklik fotoğrafı bulduğumuzda yüzümüzdeki paha biçilemez gülüşü  hayal edelim şimdi.

Yorumlar: (0)

No comments yet

Tarif Puanı: